İnsan hiç hayatının yaşarken sona erebileceğini düşünebilir miydi? Her insan için bu soru çok farklı anlamlarda çok farklı cevaplar içerebilir. Fakat benim için tek bir cevabı var. Evet! Öyle soğuk bir günde hayatım yaşarken sona erdi.
Kişisel blog sitem üzerinden genellikle “çok kişisel” bilgilerimi paylaşmayı seven birisi değilim. Özellikle söz konusu çevrem veya ailemse. Fakat bu durumda buraya yazmak ve içimi dökmek istedim. Bilmiyorum…
Artık “O” Yok!
Birçok insan bu başlığı ilişki durumlarında atar. Fakat benim için durum öyle değil. “O” kişi canımdan çok sevdiğim büyükbabam. “Babasız” büyüyen birisi olarak beni yetiştiren ve bugünlere gelmemi sağlayan kişiydi büyükbabam. Kendisi ben de çok özel bir yere sahiptir. Beni gerçek hayatta tanıyanların bilirler. Fakat burada satırlarca anlatsam kendimi ifade edemeyebilirim.
Düşünün… Bir insanın en sevdiği aile bireyi ve en yakın arkadaşı bir anda hayattan gidiyor. Tam bir boşluk. Anlatsam olmuyor anlatmasam olmuyor.
Bir sabah uyandığınızda hayatınız ne kadar değişebilirdi ki? Benim çok değişti. Son zamanlarda hayat konusunda tat veren herhangi bir şey kalmadı.
Son Yıllarımız…
O’nu kaybettiğimizde 87 yaşının yarısındaydı. Aslında 87 yaş birçok kişi için yüksek gelebilir. Fakat henüz 86 yaşındayken çok rahat bir şekilde gezebiliyordu. En azından 86’ya kadar. Geçmişte içtiği sigaralar yüzünden 86’sında başlayan KOAH hastalığı yüzünden yürümeyi azaltmak zorunda kaldı. Bu durumda hastalıkların ardı ardına gelmesine sebep oldu.
Gezmeyi, yürümeyi ve yaşamayı seven insanlar için aktivite çok önemlidir. Fakat hastalığa bağlı olarak bunların kısıtlanması onun hayat şartlarını tamamen değiştirebilir. Son 1.5 yıldır yaşadığımız tam olarak buydu. Küçük hastalıklarla başlayan bu süreç uzun aralıklarla devam ediyordu. Fakat geçtiğimiz yaz işler değişti. Artık daha sık hasta oluyor ve hastalıklar ev ortamından hastaneye doğru yöneliyordu. Yaz sonrası ise neredeyse 3 günümüzden 2’si hastanede geçmek durumunda kaldı…
Aslında tüm bu olanları düşünürsek oldukça güçlü ve yaşama isteği devam ediyordu. Hastane süreci yorucu olsa bile iyileştiği zaman mutlu oluyor ve tekrar ayağa kalktığı zaman daha iyi olabilmek adına kendini çok zorluyordu.
Neden? Neden!
Kasım ayına girdiğimiz zaman yine hastanede yattığı süreçte “kanser” olduğunu öğrenmemiz artık yolun sonuna geldiğimizi hissettiriyor ve aileyi derin üzüntü durumuna sokuyordu. Fakat yine de büyükbabamın güçlü olduğunu biliyor, umudu kesmiyorduk. Aslında öyle de oldu!
Kanserin bir kısmını temizlemek için o yaşında ameliyata girdi ve kaldırdı. Zorlu bir süreçti fakat atlatmayı başarmıştı. O küçük umut yerini daha büyük bir umuda bıraksa bile işler öyle devam etmedi. Hali hazırda yıllardır hastalığından şikayet ettiği Alzheimer narkozun etkisiyle daha da ilerledi. Sanki ondan bir parça götürmüştü. Bu parça ise yavaş yavaş onun yaşama isteğinden götürüyordu.
Bu duruma sebebiyet veren faktörler arasında o dönem çok fazla hasta olması sonrası ayağa kalkamama durumu da yer alıyor. Yürümeyi, yaşamayı ve gezmeyi seven bir insan yatağa muhtaç olursa böyle şeyler olabiliyor. Bu yazıyı kaybımız sonrası 52.gün yazabiliyorum. Halen anlayamıyorum. Neden?
O Soğuk Sabah.
Yılbaşı yaklaşırken hastalıklarından birisi yine nüksetti. Bu durum bizi yine hastaneye yönlendirdi. Fakat durum bu sefer o kadar ciddi görünmüyordu. Doktorlarının söylediği bile bu yöndeydi. Küçük bir enfeksiyon için yatmıştı bu defa. Üstelik yoğun bakıma bile almamıştı doktoru. Serviste tedavi görüyordu. Ben ise tamamen ne olacağını bilmeden iyileşmesini bekliyor ve bir an önce eve çıkması için gün sayıyordum.
Bu sefer düşündüğüm olmadı. Günlerden yılbaşı gecesiydi. Bulunduğum şehirde son yıllarda öyle bir soğuk görmemiştim. Hatta son 20 senedir hiçbir yerde öyle bir soğuk hissetmemiştim. Akşam kendisini gördükten sonra eve geçtim. Bu hastane süreçlerinde bekleyenlerin psikolojisi her an bozuk oluyor. Yanından telefonu ayıramıyor ve kötü bir şey olmasın diye temenni ediyorsun. Bazen uyuyamıyor bazense düşüncelerden kafayı yiyorsun. Önceki ağır süreçlerde durum böyleyken sanırım hiç beklemediğim anda oldu her şey. Evet, yılbaşı gecesi sabaha karşı ailemden birinin araması ile kötü haberi aldım.
O soğuk gece ayazla birlikte daha korkunç bir hal almıştı. Kalbinin durduğunu öğrendiğim an adeta gözüm karardı ve şok etkisine girdim. O süreçten şu ana kadar halen şokta olduğumu düşünmem sanırım sizlere garip gelebilir. Fakat sanırım gerçekten durum böyle. O şoku atabilmiş değilim.
Hastaneye gittikten sonra 20 dakika sonra kalbini geri çalıştırdıklarını gördüm. Fakat o halini hiç unutamıyorum. Ruh bedenden ayrılmıştı. Ben acımı yaşamaya çoktan başlamıştım. Çokta haksız sayılmazmışım. Öğlene doğru canımdan çok sevdiğim büyükbabamı kaybettik. Büyük insanlar göç ettiklerinde hava şartları da anormal olurmuş. Bu yazının başlığının neden öyle olduğunu da anlamışsınızdır sanırım.
İnsanlar Yokluğa Alışır Mı?
Bu sorunun cevabını size “evet” olarak söylemek isterdim. Fakat korona döneminde büyükannemi kaybetmiştim ve onun yokluğuna bile halen alışamadım. Üstüne birde büyükbabam… Hayır, bence insanlar yokluğa alışmazlar.
Halen onun odasının önünden geçerken göz ucuyla orada olduğunu bile görmek büyük bir psikolojik bozukluk. Göz ucuyla görüyorsun ama baktığın zaman yok. Hayatın boyunca orada olan, seni her koşulda seven ve canı pahasına arkanda duran insan artık gitmiş. Ne yapabilirsin ki? Şuan yine üşüyorum. İşte öyle soğuk bir gündü.
Mekanın cennet olsun canım büyükbabam.